VEREM (TÜBERKÜLOZ) NEDİR?

VEREM (TÜBERKÜLOZ) NEDİR?

Verem bin yıllardır var olduğu bilinen bir mikrobun yol açtığı bir hastalıktır. Bu hastalığa sebep olan mikroba Mycobacterium tuberculosis adı verilmiştir. Dünya ortalamasına göre toplam nüfusun% 23’ünde henüz hastalığa sebep olmamış verem mikrobu vardır. var olan bir mikrop olduğundan dünyanın tüm bölgelerinde ve her sosyal sınıftan insanlarda oluşabilir.

En fazla akciğerlerde hastalık yapar ama başka organlarda da hastalık oluşturan bir mikroptur. Eğer tedavi edilmez ise ölüm kesindir. Tedavisi yapıldığında beden tümü ile sağlığına kavuşur. Erken teşhis yapılıp ve erken tedaviye başlanırsa ve yeterli süre tedavi sağlanırsa kalıcı iyileşme sağlanır ve şifa kesinleşir.

Tüberkülozun (Verem) Dünyadaki Durumu

Dünyadaki tüm kıtalarda ve tüm ülkelerde verem vardır. Tek mikrobun yol açtığı ve en çok ölümle sonuçlanan hastalıktır. 2015 verilerine göre her yıl 9,3 milyon kişi vereme yakalanırken bu vakaların 1,6 milyonu ölümle sonuçlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tek mikrop kaynaklı en öldürücü hastalık olduğu ortaya çıkmaktadır. Dünyadaki tüm hastalıkların % 2,5’ini ve önlenebilecek hastalıkların ölümle sonuçlananlarının %26’sını verem oluşturur. Dünya Sağlık Örgütünün acil durum ilan ettiği sayılı hastalıklardandır. Çünkü verem hastalığına yakalananların sayısı bir önceki yıla göre hep artış seyri göstermektedir.

Çin, Hindistan ev Endonezya dünyadaki verem hastalarının yarısına sahiptir. 22 ülkedeki tüberkülozlu hastaların oranı dünyadaki tüberküloz hastalarının %80’ini oluşturur.

Sahra altı Afrika ülkelerindeki veremli hastaların nüfusa oranı dünyanın en yüksek oranıdır ve buna neden olan AIDS yani HIV virüsüdür. Çünkü AIDS hastalığı veremi tetikleyen bir hastalıktır ve temel olarak bağışıklık sistemini ortadan kaldıran bir hastalık olduğu için vücutta zaten bulunan verem mikrobunun hemen devreye girmesine neden olur.

Türkiye’deki Durumu

1900 ve 1950’li yıllarda çok büyük salgınlara yol açmış bir hastalıktır. O yıllarda her bin kişiden 3’ü veremden ölmüştür. Ancak 1950’li yıllardan sonra yürütülen kapsamlı bir çaba sonucunda hastalık minimum seviyelere çekilmiştir. Ve 1970’li yıllardan sonra artık önemli bir ölüm nedeni olmaktan çıkmıştır ve günümüzde de durum değişmemiştir.

Ülkemizde 15 milyon kadar kişide hastalığa yol açmasa da verem mikrobu olduğu tahmin edilmektedir. Bu insanların ’u hayatlarının bir döneminde verem hastası olacaktır.

Gelişmiş ülkelerde yüz bin kişiden yirmisi verem hastası olurken ülkemizde durum yüz binde yirmi yedidir. Asya ülkelerinde yüz binde yüz ve Sahra altı ülkelerde bu rakam yüz binde üç yüzün üzerindedir.

Ülkemizde bu konuda ki en büyük sorun hatalı ve düzensiz tedaviler neticesinde oluşan hastalığa dirençli vakalardır. Oysa tedavisi kolay bir hastalıktır.

Nasıl Bulaşır?

Tedavi görmeyen aktif akciğer ve gırtlak veremi olan kişilerdir. Soluk alıp vermekle, öksürmek ve hapşırmakla bu mikrobu ortama yayarlar. Sağlıklı kişiler de bu mikrobu solunum yolu ile alırlar.

Ancak sokakta, toplu taşıma araçlarında ve ya topluca bulunulan herhangi bir ortamda kişi öksürse bile bu mikrobun bulaşma olasılığı çok düşüktür. Bulaşabilmesi için verem hastası olmuş (gırtlak ya da aktif akciğer) bir kişi ile belirli bir süre beraber olmak aynı ortamı paylaşmak gerekir. Dolayısı ile aile bireylerinden ya da çalışma arkadaşlarından bulaşma durumu söz konusudur. Aynı eşyaları kullanarak, kan ya da cinsel temas ile bulaşan bir hastalık değildir.

Verem Enfeksiyonu Nedir?

Mikrop vücuda girdikten sonra yıllarca hastalığa yol açmadan kalabilir. Bunun sebebi vücudun savunma sisteminin mikrobu hapsetmesi ve belli bölgede tutması ve hastalığa yol açmasına izin vermemesidir. Ancak mikrop bedenden atılamaz sadece hapsedilmiş olarak kalır. Bu durumun adı verem enfeksiyonu ya da bireyin enfekte olmasıdır. Ama hastalık oluşmamıştır sadece mikrop kapılmıştır. Dolayısı ile kişi kendisinde verem mikrobu olduğunu asla bilmez. Ancak tüberkülin cilt testi yapılırsa kolayca anlaşılır.

Hastalığın Oluşumu Nasıldır?

Mikroplar aktif hale geldiği an hastalık başlar. Bu da ancak bedenin savunma sisteminin zayıflaması ile gerçekleşir. Beden direncinin zayıf düşmesi verem mikrobunun sayısının artmasına ve ardından hastalığın oluşmasına yol açar. Beden direnci güçlü olan kişi bu hastalığa hiç yakalanmadan ama mikrobu taşıyarak yaşar.

Mikrop en çok akciğerlerde yer tutar ve orada hasar oluşturur. Kemikler, lenf bezleri, böbrekler, beyin ve akciğer zarı da bazen vereme tutulabilir. Hastalanan organda ağır iltihaplanma oluşur ve organda erime meydana gelir. Organ işlevini tam olarak yerine getiremez hale gelir.

Vücut direnci düşükse hastalık hızla gelişir ama direnç çok fazla düşük değil ama çok güçlü de değilse gelişim süresi aylar ve hatta yıllar alabilir.

Vücut direncini azaltan ve hatta yıkan rahatsızlıklar arasında AIDS başta gelir. Bunun dışında şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, bazı kanser türleri, alkol bağımlılığı ve sigara önemli etkendir. Bebeklerde ve yaşlılarda direnç daha zayıf olduğundan en çok bunlarda verem oluşur.

Tanısı Ve Tedavisi Nasıldır?

Balgamda verem mikrobunun bulunması ile tanı koyulur

Hastadan alınan balgam incelenir ve basiller bulunur ve besi yerinde bu basiller üretilirse kesin teşhis koyulmuş olur

Akciğer filmi ile teşhis koyulmaz sadece hastalıktan şüphe edilir ve mutlaka balgam kültürü yapılmalıdır

Şikayetler genelde iki haftanın üzerinde öksürük, ateş ve gece terlemeleri, göğüste ağrı, iştahsızlık ve kilo kaybı, halsizlik ve kan tükürme şeklindedir.

Bu belirtilerden bir ya da birkaçı görüldüğünde en yakın verem savaş dispanserine (ücretsizdir) ya da en yakın hastanenin göğüs hastalıklarına gitmesi gerekir. Doktora başvurmak geciktirilmemeli ve oluşan belirtileri sigaraya ya da başka nedenlere bağlayarak muayene olmayı geciktirilmemelidir. Her geçen gün mikrop organda daha fazla tahribat yapar ve hastalık ilerler.

Tedavisinde çok güçlü ilaçlar kullanılır. Ülkemizde bu ilaçlar Verem Savaş Dispanserlerinde ücretsiz verilir.

Verem mikrobu başka mikroplara göre daha yavaş çoğalır ve bu yüzden ilaçlar mutlaka uzun süreli doktorun tavsiye ettiği süre boyunca kullanılmalıdır. Tedavi süresi yani ilaç kullanım süresi en az 6 aydır. Bu süre içinde istirahat, özel beslenme programı ile ilaçlar desteklenmelidir. Ayrıca kişi sıkıntı ve stresten ve ayrıca soğuk havalardan kaçınmalı ve üşütmemeye dikkat etmelidir. Ama en önemlisi verilen ilaçların aksatmadan her gün kullanılmasıdır. Diğerleri sadece destekleyici ve tedavi süresini daha aşağıya çekici unsurlardır.

Uygun ilaçların uygun süre boyunca kullanılması halinde hasta tamamen sağlığına kavuşacaktır. Ancak yeniden verem olma riski ez da olsa vardır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?